Almanya seçimleri nasıl sonuçlanacak?

1


Tayyip Erdoğan tabii ki Almanya seçimlerine de bulaştı!..

Almanya’da, 24 Eylül Pazar günü federal parlamento seçimleri var. Ülkeyi önümüzdeki dört yıl boyunca yönetecek olan hükümet bu seçimle belirlenecek. En azından ana akım basın böyle diyor.

Biraz daha yakından inceleyelim:

Şu andaki hükümet meclisteki iki büyük partinin bir koalisyonu. Hükümetin büyük ortağı olan Hristiyan Demokrat Parti CDU’nun lideri Angela Merkel bilindiği gibi şansölye. İkinci parti olan SPD’nin lideri Gabriel ise Dışişleri bakanı.

Seçimlere girerken “ülkedeki temel ekonomik güçler” diye niteleyebileceğimiz otomobil, kimya, bankacılık gibi sektörler durumlarından o denli memnun ki, herhangi bir hükümet değişikliğini değil önermek, hayal dahi etmek, her biri bir devlet gücüne sahip bu tekellerin ekonomik baskısına maruz kalmak için yeterli olabilir. Bu nedenle Pazar günü yapılacak seçimlerde sandıktan herhangi bir değişim rüzgarı çıkması olası değil.

Seçime giren belli başlı partiler:

Hristiyan Demokrat seçmen tabanının fikir değiştirmek gibi kötü bir huyu olmadığını bilen CDU partisi seçim çalışmalarını sürdürürken, içinde bulunduğu doğal rehavetiyle, zaten kazanacağını bilen bir sporcu izlenimi veriyor. Merkel “Beauty Dish”le aydınlatılıp, soft filtre ile çekilmiş televizyon spotlarında gülümseyerek “Almanya tarihinde işsizlik oranı hiç şu anda olduğu kadar az olmamıştı” diyor. Bu arada kimse giderek fazla sayıda işçinin aldığı para ile geçinemiyor olması, ikinci ve hatta üçüncü işte çalışanların sayısının giderek artmakta olması gibi tatsız konuları sorgulamıyor. Hemen herkesin işi ve bu işini garanti olarak gösterip taksitle alabildiği bir cep telefonu ve otomobili var; önemli olan da bu.

Aynı rehavet ikinci parti durumundaki SPD’nin üzerinde de var. SPD yönetimi Merkel hükümetinden o denli memnun ki, bu hükümette ikinci kemanı çalıyor olmaktan hiçbir şikayeti yok. Tek derdi çalınan parçada ikinci kemanın partisyonunu biraz artırmak; en azından mix yapılırken ikinci kemanın ses düzeyinin biraz yükseltilmesini sağlamak. Bu nedenle Merkel’i devirip şansölye koltuğuna oturmak için değil, Merkel’in şansölye kaldığı bir hükümette birkaç bakanlık fazla kapabilmek için mücadele ediyor.

Bu nedenle seçimlerin ilk iki sırası ve bu iki partinin arasındaki güç dengesi aşağı yukarı belli. Esas seçim mücadelesi üçüncü sıra için yapılıyor diyebiliriz.

Üçüncülük için oy oranları birbirine yakın dört parti çekişiyor. Bunlardan en güçlüsü ırkçı “Almanya için Alternatif Partisi” ya da resmi adıyla AfD. Bu partinin en önemli gücü, diğer partilerin tabanlarında gizlenen önemli bir sempatizan potansiyeline sahip olması. Soldan sağa her partinin tabanında, hatta üyeleri arasında bile “mültecilere (ya da yabancılara) karşı değilim AMA…” biçiminde bir cümle ile başlayıp en uç neo nazi savlarını arka arkaya sıralayan insanlar mevcut. Bütün bir topluma yayılmış bu potansiyel ise AfD’yi tehlikeli hale getiren en önemli etken. Farklı partilerin tabanlarına yayılmış sempatizanların biraz da tesadüfi olarak aynı gün aynı tepkiyi gösterip AfD’ye oy vermesi gibi bir durumda bu partinin SPD’yi geçip meclisteki ikinci parti durumuna gelmesi işten bile değil.

Üçüncülük yarışının ikinci büyük adayı Sol Parti diye de adlandırılan “Die Linke”. Eski Doğu Almanya’nın devlet partisinin dönüşüp Batı Almanya’daki sol gruplarla kaynaşmasıyla oluşan bu parti geçen federal seçimlerde ülke genelinde yüzde 8,6 oranında oy almıştı. Şu ana kadar elde ettiği en büyük başarı ise 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 12. SPD’nin Merkel’e koltuk değnekliği yapmasından rahatsız olan SPD tabanında ve Yeşillerden son umudunu da yitirmiş olan küçük bir kitlede giderek artan bir sempatiye sahip. Rüzgar uygun eserse üçüncü parti olma şansına sahip.

Üçüncülük için yarışan bir diğer parti liberaller diye de bilinen FDP. Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte kitle desteğini büyük ölçüde kaybeden, 2013 seçimlerinde yüzde 5 barajının altında kalan bir parti bu. Sahip olduğu en büyük avantaj, iş çevrelerinin hükümet ortağı olarak liberallere gereksinim duyması, bunu da saklamaması. Bunun için bir örnek olarak farklı sektörlerden sadece 2017 yılı içerisinde aldığı bağış tutarı yaklaşık 1,6 Milyon Avro’yu buluyor. Mecliste milletvekili dahi olmayan bir parti için inanılmaz büyük bir rakam bu. Meclise girmesi ve sandalye sayısının yeterli olması durumunda Merkel’in koalisyon ortağını değiştirmeye mecbur kalmasına kesin gözüyle bakılabilir.

Üçüncülük yarışının benim pek de şans vermediğim son partisi ise Yeşiller. Üzerine serpiştirilmiş çevrecilik baharatına karşın politik spektrumun belki de en neoliberal partisi denebilir. Ancak bu parti son yirmi yıl içinde kendisine oy verme olasılığı olan kitlenin gözünde büyük bir itibar kaybına uğradı. Bu nedenle alacağı her oyun bir mucize olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak, bu seçimin birinci partisi ülkeyi yıllardır bilfiil yöneten parti olduğu için önümüzdeki yasama döneminde de büyük bir değişiklik yapacak değil. Ancak AfD’nin üçüncülüğü elde etmesi Merkel’in kendi tabanını korumak amacı ile daha da sağa kaymasına, bir ihtimal yabancılara karşı bir takım yasalar çıkarmasına neden olacaktır. Aynı şekilde Sol Parti’nin üçüncü parti olması da SPD’yi daha sola kaymak zorunda bırakacaktır.

Olaya bir de bu ülkede yaşayan Türkler açısından bakarsak; kendileri bu durumun farkında olmasalar bile, Türklerin Almanya’da daha iyi ya da daha kötü koşullarda yaşaması bu seçimde üçüncülük yarışını kazanacak olan partinin kimliği ile doğrudan ilintili. Bu noktada onlar açısından, örneğin Türkiye’de AKP’nin bir seçimi kazanmasından ya da kaybetmesinden çok daha büyük öneme sahip.

Ancak dediğim gibi bu durumun kendileri farkında bile değil…

1 YORUM

CEVAP VER