AKP’nin ve Perinçek’in Yeni Oyuncağı: CHP

0

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Haziran mitinginden çekilme kararı alan CHP İstanbul il yönetimi ve ona bu talimatı veren CHP liderliği gerçekten büyük bir iş başardı.

CHP o kadar iyi bir hamle yaptı ki bu mitingden çekilerek, bir anda tüm lağım medyası Kılıçdaroğlu’nun etnik, dini kökeni üzerinden nefret kusmayı bıraktı. Mustafa Kemal’e yapılan hakaretler durdu. AKP ilçe teşkilatlarının ev toplantılarında CHP’nin ne kadar vatansever olduğu üzerine konuşmalar yapıldı. Aktroller internet vasıtasıyla sürdürdükleri gerizekalıca ‘CHPKK’ türetmeleriyle kara propaganda yapmaktan vazgeçti. İnanmadınız mı?

Evet dalga geçiyorum, çünkü bu tam dalga geçilecek bir halin yansımasıdır. CHP liderliğinin farkında olup yüzleşmek için bir türlü cesaret edemediği yalın bir gerçeklik var: Partiyi artık AKP’nin ve Doğu Perinçek’in çizdiği sınırlar dahilinde yönetebiliyorlar. Attıkları her adım AKP’nin gücünü zayıflatan değil, onun gücünü fazlasıyla arttıran adımlar.

Baykal’ın 2010’da bir kaset operasyonuyla indirilmesi CHP’ye yönelik yanılsamaları arttırmıştı. Örneğin CHP artık daha ‘solda’ bir parti olacaktı bu yanılsamaya göre. Bizim anladığımız şekilde bir solda olma durumu değildi bu tabi ki. Örneğin CHP’nin emek piyasasının regulasyonu ve biraz sosyal devletçilik dışında işçi sınıfı için yeni bir şey demesine imkan yoktu bir burjuva partisi olarak. AB süreçlerinin, ABD’nin ülke üzerindeki hegemonyasına dair zaten muhalefetleri yoktu, destekçisiydiler hatta. Peki Kılıçdaroğlu ne dedi? “Tabi ki sağa gideceğim, çünkü oradan oy alacağız.” Bunun sonradan manasını hep beraber çözdük. Baykal’ın siyasi anlaşmayla parti rozeti taktığı kara çarşaflılar nasıl bir kendini inkar ise, Kılıçdaroğlu’nun dindarlık ve milliyetçilik yarıştırma çabaları yine CHP’nin kendi kuyusunu kazmasına imkan verdi.

Konu tam olarak şu: AKP’nin kendi tuttuğu dindar pozisyonuna bir meydan okumanın başarılabileceğine inanıyor hâlâ CHP yönetimi. Taklitler aslını yaşatır derler. AKP’nin tarikatlar, dernekler, vakıflar aracılığıyla sımsıkı ördüğü dinci toplumsal ağa rağmen CHP dindar olduğunu kanıtlayıp onları kendi tarafına çekecekmiş? Yani AKP’nin parasıyla ve ideolojik netliğiyle kendisine bağlı bir paradigmayı AKP’nin elinden alacakmış?

Dahası var, CHP gerçek milliyetçiliğin temsilcisiymiş! Böldürtmeyeceğiz mitingi yapacaklarmış! Bu pozisyonu tutan MHP ve onun patronu AKP ve onun yancısı Vatan Partisine karşı kendini kanıtlayacak! Bunu nasıl yapacak? Elbette ki Kürt hareketine yönelik taarruzla. Problem tam bu noktada başlıyor, çünkü taarruz eden güçler yine bu konuda devletin silahlı kuvvetleri, şovenist öğeleri ustaca kullanmaları ve siyasi olarak burjuva demokrasisini bile umursamamalarıyla CHP’nin düştüğü ikilemlerden fazlasıyla uzaklar. Yani HDP vekillerini tutuklamaktan zerre çekinmiyorlar. CHP ise kendi siyasal alanına tehdit olan bu uygulamalara karşı olmak zorunda, yarım ağızla bile olsa! E o zaman milliyetçiliğin de gerçek bir sahibi var!

Sosyal politikayı tıpkı AKP gibi neoliberal doğrultuyla algılayan bir partinin zaten TÜSİAD için gerekirse canını verebileceği hepimizin malumu. O yüzden CHP’nin işçi sınıfı için ne dediği de önemli değil.

Laikliğin sahibi olmak? Bakın bu gerçekten ilginç bir mesele çünkü CHP’nin laiklikten ne anladığı bir tartışma konusu. Örneğin tarikatlarla CHP’nin bir derdi var mı hala? CHP’nin diyanet işleri bütçesini eleştirmek dışında diyaneti kaldırmak gibi bir talebi var mı? Biz pek olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Kılıçdaroğlu her konuşmasında ne kadar dindar olduğunu kanıtlamaya çalışarak zaten ‘dinsiz parti’ imajından amatörce bir üslupla kurtulmaya çalışıyor.

CHP yönetimi AKP’nin çürüyen bir ülkenin ve onun toplumsal yapısının dincilikle, milliyetçilikle belirlenen bilincine karşı çıkamıyor! Bunu yapamadığı gibi, bu politikanın sahipleri tarafından sınırları belirleniyor!

CHP farklı olsun diye dediğimi sanmayın, CHP bu ülkede sermaye sınıfı tarafından kullanılan politikalara uyumlu olmak zorunda olduğu için bu halde. Ama işte bunu demekle bitmiyor mesele. Çünkü CHP kendi varlığını ortadan kaldıracak ikilemlerde hep sağı seçerek teslim olmayı seçiyor.

Çok daha önemli bir mesele var, bu mesele çok kritik: AKP ve MHP anlaşmasının temeli Devlet Bahçeli’nin parti içi iktidarının güvenceye alınması, MHP’li burjuvalara ihale ve MHP’lilere kadro verilmesinin yanı sıra Kürt savaşı garantisi içeriyordu.

Adil Gür’ün açıklamasına göre, başkanlık için referandumda evet diyeceklerin sayısı şu an yüzde 45 dolaylarında. Gür, seçim zamanı Erdoğan’ın bu rakamı fazlasıyla geçeceğine emin. Sahi AKP nasıl geçirecek bu referandumu?

İşte tam dananın kuyruğunun koptuğu nokta; Kürt savaşı MHP oylarını garanti ediyor Erdoğan için. Kürt savaşının durdurulması demek, AKP’nin dış politikadaki, ekonomideki başarısızlıklarının iyice ayyuka çıkması demek. Kürt savaşının durdurulması demek MHP’nin gücüne sekte vurulması demek.

CHP yönetimi ne yapıyor? Tam AKP-MHP-VP üçlüsüne kan verecek olan “Böldürtmeyeceğiz” mitingleri. Kendilerini gerçekten tebrik etmekten başka çare kalmıyor. Zira zaten bölünmüş bir ülkeye böldürtmeyeceğiz mitingi yapmak, başkanlık için pasif bir evet demek anlamına geliyor…

CEVAP VER