3. Havalimanı: Eylem, devlet, tedbir…

0


3. Havalimanı inşaatı, “iş bitirici” AKP iktidarının bir taşla iki kuş, üç tavşan, dört tilki vurmak üzere KÖİ (Kamu-Özel İşbirliği) modeliyle başlattığı projelerden sadece biri.

Hem AKP iktidarı bu kadar büyük bir yatırımı gerçekleştirmiş olmakla kendi seçmenini bir kez daha tavlamış olacak, hem çok büyük bir rant kapısı açılacak, hem Saray’ın kapısına bağlanmış şirketler döviz üzerinden yapılan sözleşmeler ve ödeme garantileriyle uzun yıllar boyunca halkın cebinden kalkındırılmış olacak ve hem de hiç şüphe yok ki Erdoğan böylesine büyük bir işten ayrıca nemalanmış olacak.

3. Havalimanı, diğer adıyla İGA (İstanbul Grand Airport) projesinin yapımı, AKP’nin başka bir çok projede “ihale vererek” beraber çalışmayı tercih ettiği ve silinen vergi borçlarıyla da tanıdığımız Cengiz, Mapa, Limak, Kolin ve Kalyon’un oluşturduğu Ortak Girişim Grubu tarafından, 29 Ekim 2018’de ulaşıma açılmak üzere 7 Haziran 2014’de başlatıldı.

Başlarken, 1453 adet ağır tonajlı kamyon ve yüzlerce iş makinasıyla düzenlenen şov, aslında proje alanı olarak belirlenen bölgedeki doğanın nasıl bir canavarlıkla tahrip edileceğini gösteriyordu. Bir de, talan edilen doğanın ve çalınan geleceğin yanına, inşaat süresi boyunca her gün ikişer, üçer olmak üzere çalınan hayatlar eklenmeye başladı; İşçiler.

Otuzbinin üzerinde işçinin çalıştığı proje, sayısız ölümlü iş kazasıyla gündeme geldiyse de bakanlığın henüz söylemeye cüret edebildiği, “otuz civarı” işçinin hayatını kaybettiğidir.

AKP iktidarı için, kalkıştığı her işte, her alanda, her cephede insanların hayatını ihmaller, önlenebilir kazalar, hatta apaçık yanlış siyasi kararlar sonucu kaybetmesi sıradan birer zayiattır. Havalimanı inşaatında ölen işçi sayısı “otuz küsür”, tren kazasında ölen yolcu sayısı “yirmi küsür”, Afrin’de ölen asker sayısı “elli küsür”dür!

Kurdukları bu dil, yapılan iş karşısında insan hayatını önemsizleştirme girişimidir. İnsan hayatı karşısında, bir İslamcı iktidar olarak AKP’nin dili de burjuvazinin ve onun çıkarlarını korumak için örgütlenmiş devlet aygıtının diliyle kan kardeşidir!

Birkaç gün önce, onyedi işçinin yaralandığı servis kazası sonrasında işçiler tekrar eylem başlattılar. İşçilerin başlattığı eylemden sonra yaşananlar ise, sınıf gerçeğini bir kez daha keskin bir bıçak gibi gündemin ortasına sapladı.

Eylem başlatan işçiler, ödenmeyen ücretlerinin ödenmesini, servis sorununun çözülmesini, yatakhane ve yemekhanelerdeki temizlik sorununun giderilmesini, yeterli sağlık hizmeti sağlanmasını, iş cinayetlerine karşı tedbir alınmasını içeren haklı taleplerini şirket yöneticileri ve kamuoyu ile onbeş madde halinde paylaştılar.

Her gün iki işçinin hayatını kaybettiği şantiyede, önlenebilir kazalara ilişkin gerekli tedbirler alınmadığı için gerçekleşen işçi ölümleri artık birer kaza değil cinayettir. O tedbirleri almayan şirket yöneticileri bu cinayetlere ortaktır. İşçi güvenliğini şantiyede denetlemekle yükümlü kurumlar, o kurumların görevlerini kanunla belirleyen ama bu kanunları işletmeyen iktidar da bu cinayetlere ortaktır. İşçilerin eylemine sahip çıkması, iktidar ve himayesindeki şirketler üzerinde toplumsal baskıyı örgütlemesi ve bu taleplerin kabul edilmesi için harekete geçmesi beklenen ama tersine kurumsal olarak bu gerçeklere gözlerini kapatan muhalefet partileri de bu iş cinayetlerine ortaktırlar.

İnşaat İş ve Dev-Yapı İş sendikalarının yanısıra, bireysel olarak konuyla ilgilenen birkaç muhalif milletvekilinin çabasını aşan bir mücadeleye dönüştürülmesi gereken bu eylemi, muhalefetin kurumsal olarak ele alıp toplumsallaştırarak sahiplenmesi beklenirken CHP’nin tıpkı AKP’nin yaptığı gibi sosyal medyada bot hesaplar üzerinden #CHPişçilerle mesajı paylaşarak konuyu sahipleniyormuş görüntüsü verme çabası, sadece devletin değil ana muhalefetin de bu konudaki ciddiyetsizliğini, tarafını ortaya koyan basitliğin sadece bir yönü.

Diğer taraftan, CHP milletvekili Özgür Özel’in konuyu meclise taşıyıp, yeni havalimanı inşaatının başladığı tarihten bu yana, “yaşanan iş kazalarının nedenlerinin tespit edilmesi, çalışanların en temel taleplerinin yerine getirilmesi için gerekli incelemelerin yapılabilmesi, mevzuata aykırı uygulamalara son verilmesi, ölümlü iş kazalarının gerçek rakamının belirlenebilmesi ve sorumlularının açığa çıkarılması amacıyla Anayasanın 98 ve TBMM iç tüzüğünün 104 ve 105.maddelerine göre Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını” CHP adına talep edecek olması ipe un sermekten başka gayesi olmayan bomboş bir iştir. Konunun aciliyetinin gerektirdiği ölçüde hızlı çözüm üretecek bir yöntem olmaması, AKP ve MHP tarafından reddedileceği apaçık bir öneri olması ve zaten bütün yetkileri gasp edilmiş mecliste bu talebin herhangi bir sonuç üretmesinin mümkün olmaması CHP’nin bu konuyu da benzer durumlarda olduğu gibi sadece muhalefet görüntüsünü tamamlayan bir dekor olarak kullanma niyetinde olduğunu gösteriyor.

Kaldı ki, işçi hakları ve güvenliği söz konusu olduğunda, biliyoruz ki CHP’nin de sicili AKP’den farklı değil. İzmir, Beşiktaş, Silivri, Ataşehir, Bakırköy, Çankaya, Avcılar, Aydın vb belediyeleri önünde üçyüz günü bulan taşeron işçi eylemlerinin çoğu henüz çözümlenmiş konular değil. Mahir Kılıç, daha önce uzun süre devam eden eyleminin ardından belediye ile aralarında işe alım sözleşmesi imzalandığı halde henüz bu sözünde durmayan CHP önünde tekrar açık grevinde!

AKP iktidarının, yandaş medyanın, Fatih Altaylı ve Hıncal Uluç gibi Saray medyasının gedikli yazarlarının, AKP’nin sosyal medyadaki trol sürüsünün topyekün saldırısı altında eylemini sürdüren 3. Havalimanı işçilerinden yaklaşık altıyüz kişi gözaltına alınarak, kalanlar üzerinde esir kampı koşullarında baskı kuruluyor. Jandarma eşliğinde çalışmaya zorlanıyorlar. Gözaltındaki işçilere ulaşılamıyor, haklarında bilgi edinilemiyor, avukatları yanıtsız bırakılıyor, işçilerle iletişim kurmak isteyen sendika yöneticilerine ve muhalif milletvekillerine şantiyeye giriş izni verilmiyor. Şantiye dışındaki dünyadan izole ediliyorlar, haklı ve meşru eylemleri İstanbul Valisi’nin talimatıyla alınan “tedbir” ve kolluk gücüyle bastırılmaya çalışılıyor.

Aylardır ödenmeyen maaşlarından yemekhane ve yatakhanelerde temizliğe, yeterli sağlık hizmeti sağlanmasına kadar hepsi de bir iş yerinde insan çalıştırılabilmesi için olabilecek en temel, en meşru talepler olmasına rağmen iktidarın valisi, işçilerin haklı taleplerinin karşılanması ve sorunların tekrar etmemek üzere çözülmesi için değil, bu eylemin talepler karşılanmaksızın doğrudan sonlandırılması için “tedbir” alıyor!

Ölen işçi sayısı hakkında gerçek bilgi sır gibi saklanırken, bakanlık henüz “otuz küsür”ünü teyit etmişken, daha önce iki yıl şantiyede çalışan bir saha mühendisinin yaklaşık bin işçinin öldüğünü söylemesi durumun vehametini, bu ölümlü kazaların hepsinin önlenebilir nitelikte olduğunu söylemesi ise bu vakaların kaza değil birer cinayet olduğunu açığa vurmaya yetiyor. Jandarma, yukarıdan gelen talimatla eylemin “kanunsuz” olduğu anonsunu geçiyor. Oysa, asıl kanunsuz olan işçilere dayatılan bu koşulların bizatihi kendisidir.

Esir kampı koşullarının derhal insani çalışma koşullarına dönüştürülmesi için gerekli ve zorunlu olan tek şey işçilerin onbeş maddede özetledikleri taleplerin karşılanması iken, iktidar tarafından İstanbul Valiliği kanalıyla sürecin çözümsüzlüğe itilmesi ve eylemin kriminal bir vaka haline getirilmesinin tek nedeni AKP iktidarının çaresizliğidir.

Çözümsüz kaldığı her noktada bir günah keçisi bulma eğilimine giren ve gözü başka hiçbir şeyi görmeyen iktidar, bu sefer de muhtemelen taahhüt edilen tarihte bitirilmesi imkansız görünen bu projenin, öngörüldüğü gibi 29 Ekim’e yetiştirilemeyecek olmasına bir gerekçe arıyor ve işçilerin eylemi üzerinden hem şirketi hem de kendisini kurtarmaya, bunun için de sorunu çözümsüz bırakmaya eğilimli görünüyor.

İşçi haklarını gasp eden şirketi hesaba çekip işçiden yana tedbir alınması gerekirken, sömürünün devamından ve sorunun çözümsüz bırakılmasından yana tavır alıp “tedbir” koyan iktidara karşı 3. Havalimanı işçilerinin alacağı tedbir, üretimden gelen gücünü kullanarak çalışmayı durdurmak, içerideki hakları ve talepleri karşılanana kadar bu haklı eylemlerini yılmadan sürdürmektir. Bu eylemi bir kazanıma dönüştürmek için toplumsal desteğe en çok ihtiyaç duydukları günleri yaşıyorlar.

Son aylarda yükselen işçi eylemleri, AKP iktidarı altında ve ekonomik kriz koşullarında yaşanan sorunların boyutları konusunda çok net birer gösterge olmakla beraber, daha da derinleşecek olan ekonomik krizle ağırlaşacak olan sorunları işçilerle beraber karşılamak ve süreci birlikte dönüştürmek üzere solun da kendi içinde acilen gerekli “tedbir”leri alması ve harekete geçmesi zorunluluğu, hiçbir gerekçeyle göz ardı edemeyeceği bir yükümlülüktür. Zira, tekerrür eden tarih sadece işçilerin hayatını, kazanılmış işçi haklarını ve solu değil, herşey dahil geleceğimizi öğütüyor.

CEVAP VER