24 Haziran: ‘Erdoğan Ulusu’nun yükselişi

1


‘Erdoğan Ulusu’nun burjuvası da kendi meşrebince…

Ülkemizde ancak Erdoğan’ın kazanacağı zamanlarda, ancak Erdoğan’ın istediği seçimlerin yapılmasına alışmıştık. Bu baskın seçim de tamamen bu temelde kurgulanmıştı. 24 Haziran’da gördük ki seçmenin yarısı da seçimleri ancak Erdoğan’a oy vereceği bir dönemeç olarak algılamaya alışmış durumda. Nitekim AKP seçmeni, daha gerçekçi bir niteleme ile Erdoğan tabanı için seçimlerin bir tercih konusu değil, görev emri haline geldiği anlaşıldı.

Seçimleri ürünlerin (“siyasi programlar”) rekabetçi serbest piyasa koşullarında pazarlandığı ve rasyonel tüketicinin (“seçmen”) aralarından uygun gördüklerini satın aldığı (“oy verdiği”) ve piyasayı (“demokrasi”) işler kıldıkları bir süreç olarak sunan liberal dogma bir kez daha çökmüştür. Algıları, yönelimleri kapalı devre, sürekli kendisini onaylayan bir toplumsallıkta oluşan devasa bir kitlenin normal seçmene izafe edilen normal davranış kalıpları üzerinden anlaşılması mümkün değildir.

Bu meyanda, mitinglerine katılım azlığını ve tabandaki genel heyecansızlığı Erdoğan’ın olası başarısızlığına kanıt olarak işaret etmek kötü bir ezberin sonucuydu. 16 yıllık Erdoğan iktidarının, uyguladığı sosyal mühendisliğin ürünü olarak artık 7/24 Erdoğan mitinginde yaşanan hayatların sandığa sürpriz tercihler yansıtabileceği beklentisi ise muhalif kanadın bir kısmının Yeni Türkiye’nin toplumsal gerçeklerine ne denli uzak olduğunu ortaya koyuyordu.

Kampanya döneminde en çok dikkat çeken iki yenilik vardı. En önemli olanı ve gerçeklikle pek az bağlantısı bulunan beklentiler doğuranı Muharrem İnce rüzgârıydı. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çok farklı, enerjik ve renkli tarzıyla dikkat çeken İnce sırf bu vasıflarıyla bile bir değişimi müjdeliyordu. Bu sayede, CHP seçmeni belki de 1970’lerden beri ilk defa bir CHP seçim kampanyasında böyle kitlesel ölçekte sokak yüzü gördü. Politikayla temel etkileşim zemini medyadan ve sosyal medyadan ibaret olan, mitingleri çağdışı, mitinglere katılanları kuru kalabalık olarak görenler kitlelerin, meydanların etkisinden büyülendi. Öyle ki objektiflikten uzak bir dev aynası etkisine kapılmaları da zor olmadı.

Dikkat çeken diğer yenilik ise Erdoğan tabanında AKP’den, daha doğrusu AKP teşkilatlarından memnuniyetsizliğin açıkça, “muhalifler görür” korkusu olmadan dile getirilmesiydi. “Reis’e oy var, Ak Parti’ye yok” gibi uç beyanları da besleyen bu tutumun AKP oylarında kayda değer gerilemeye yol açması Erdoğan tarafından erkenden önlendi. Ancak, AKP’nin, en azından şikâyetçilerin doğrudan muhatap olduğu yerel teşkilatların “Reis”in idealizmini paylaşmayan, “dava”dan uzaklaşmış yiyici takımına dönüştüğü algısı ortadan kalkmadı. Memnuniyetsizliğin faturası böylece AKP teşkilatlarındaki gafillere kesilirken, Erdoğan dokunulmazlığını, eleştirilmezliğini mutlak surette korumaya devam etti.

Muhalif kanat AKP seçmeni saflarında herhangi bir memnuniyetsizliğin Saadet Partisi gibi, muhalif kanattaki daha “aşina” alternatiflere yöneleceğini beklese de bu gerçekleşmedi. Hiçbir sosyal, siyasal temsiliyeti bulunmayan ve Erdoğan iktidarında artık safraya dönüşmüş Etyen Mahçupyan’ın “Cumhurbaşkanlığında İnce’ye, milletvekilliğinde Saadet’e” açıklamasını bir yana bırakırsak bu yönde bir emare dahi görülmedi. Buna karşılık, memnuniyetsizlik yine Erdoğan’ın izin verdiği geniş sınırlarda, Cumhur İttifakı’nın diğer partisi MHP’ye yönelerek ifade etti kendisini. Üstelik bu vesileyle Kürt seçmenin bir kısmını da kendisine katarak ve Erdoğan tabanında Türk-Kürt ayrımının politik sonuçlar açısından belirleyici olmadığını bizlere tekrar hatırlatarak.

Seçim sonuçlarında kuşkusuz en çok dikkat çeken ise MHP’nin başarısı. MHP tabanının ana gövdesinin İYİ Parti’ye itibar etmemiş olduğunu görmek seçim öncesinde de zor değildi. Öte yandan, MHP içinden Erdoğan’a verilecek oylarda ciddi bir fire olmayacağı da tahmin edilebiliyordu. Erdoğan’ın desteklenmesine mesafeli olanlar bile bu kararı eleştirmek yerine onu ‘Ülkücü Hareket’in geleneksel ezberleri üzerinden, devletin bekası için, devlet-i ebed müddet için kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim diyen fedakâr ülkücü temasıyla meşrulaştırmaya giriştiler. Bu argümanın işaret ettiği en önemli algı MHP tabanının Erdoğan’ı devletin meşru temsilcisi, hatta cisimleşmesi olarak görmekte hiçbir tereddüt göstermediği, dolayısıyla gittikçe milliyetçileştiği izlenimi veren Erdoğan’ın eski günahlarını büyük ölçüde unutturduğu.

Öte yandan, yine MHP oyları toplamında kayda değer bir kısmın geçen seçimlerde MHP tarafından Erdoğan’a ve AKP’ye kaptırılan ve bu seçimde “aşina” alternatife dönen seçmen olduğu açık. Temel itkisi AKP memnuniyetsizliği olan bu seçmenin şu veya bu şekilde Erdoğan’a muhalif konuma geçmiş, Erdoğan’la çatışan bir MHP’ye oy vermesi ise kesinlikle mümkün değil. Hatta böyle bir konumlanışın kemik seçmen arasında bile sessiz sedasız da olsa bir uzaklaşma eğilimini beslemesi olası. Dolayısıyla, MHP bütünlüğünü korumanın ve genişletmenin en temel kuralının Erdoğan’dan uzaklaşmamak olduğunu görebilecek bir durumda. Bunu hangi argümanlara başvurarak meşru kılacağı ise ikincil önemde.

Mevcut manzarada ortaya çıkan en net sonuç Erdoğan tabanından bir Erdoğan ulusu inşa edilmesi yolunda önemli bir dönemecin geçildiği. Erdoğan Türk milliyetçiliğinin ana gövdesini oluşturan milliyetçi-mukaddesatçı tabanı, hem de devleti temsil ettiği gibi siyaset üstü söylemler üzerinden kendisine yedeklemiş, siyasi partilerin tabanları üzerindeki nüfuzunu AKP’nin var olan kısıtlılıklarının çok daha ötesine geçen hale getirmiş durumda. Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’ın başına er geç çorap öreceği beklentileri ise en fazla seçimden önce olduğu kadar gerçekçi. Dolayısıyla, biraz eğlenceli popüler imgelerle ifade edersek, Erdoğan’ın 24 Haziran itibariyle, tuğralı Doblo’nun yanına bir de Göktürk yazısıyla “Türk” yazan Kangoo çekmiş olduğunu söyleyebiliriz.

1 YORUM

CEVAP VER